logologo
  • Ana Sayfa
  • Özgeçmiş
  • Hizmetler
  • Blog
  • İletişim
logologo
  • Ana Sayfa
  • Özgeçmiş
  • Hizmetler
  • Blog
  • İletişim
  • Ana Sayfa
  • Özgeçmiş
  • Hizmetler
  • Blog
  • İletişim
featured_image

Çocuğumda Sınav Kaygısı: Ebeveyn Olarak Nasıl Destek Olabilirsiniz?

2 Şubat 2026 tarafından Aslıhan Bereketoğlu Çocuk ve Ergen Psikolojisi 0 yorumlar

Ebeveynlik yolculuğu, sayısız dönemeç ve sınavla doludur; ancak bu sınavların en somut ve belki de en stresli olanı, çocuklarımızın akademik geleceklerini şekillendiren LGS ve YKS gibi merkezi sınavlardır. Bir önceki makalemizde “Ergenlerde Ekran Bağımlılığı ve Sosyal İzolasyon” konusunu ele almış ve gençlerin dış dünyadan nasıl koptuğunu incelemiştik. Bugün ise gençleri odalarına kapatan bir başka görünmez baskı unsurunu, “Sınav Kaygısını” masaya yatırıyoruz. Pek çok ailede sınav dönemi, evde olağanüstü hal (OHAL) ilan edilen, ilişkilerin gerildiği ve sevgi dilinin yerini “net sayılarına” bıraktığı bir krize dönüşebiliyor. Oysa doğru yönetildiğinde bu süreç, çocuğunuzun dayanıklılığını (resilience) artıran bir gelişim fırsatıdır. Bu rehberde, bir psikolog gözüyle sınav kaygısının anatomisini ve ebeveyn olarak bu fırtınada çocuğunuza nasıl güvenli bir liman olabileceğinizi konuşacağız.

Yazı İçeriği

  • Sınav Kaygısı – Sınav, Bir “Son” mu Yoksa Bir “Süreç” mi?
    • Başarı Odaklı Toplumda Çocuk Olmak
    • Kaygı Her Zaman Kötü müdür? (Optimum Kaygı Düzeyi)
  • Sınav Kaygısının Anatomisi: Çocuğunuz Ne Hissediyor?
    • Fiziksel Sinyaller: Karın Ağrıları, Mide Bulantıları ve Uyku Sorunları
    • Zihinsel Blokaj: “Bildiğim Her Şeyi Unutacağım” Korkusu
    • Davranışsal Kaçış: Ders Çalışmayı Erteleme ve Bahaneler
  • Ebeveyn Tuzakları: İyilik Yapayım Derken Zarar Vermek
    • “Sen Zekisin, Yaparsın” Baskısı ve Mükemmeliyetçilik
    • Kıyaslama Hatası: “Komşunun Çocuğu” Sendromu
    • Ebeveynin Kendi Kaygısını Çocuğa Yansıtması (Ayna Nöronlar)
  • Doğru İletişim Dili: Motive Edici Ebeveynlik
    • Sonuç Değil, Süreç Odaklı Takdir (“Notun Kaç?” yerine “Bugün Ne Öğrendin?”)
    • Koşulsuz Sevgi Mesajı: “Seni Başarın İçin Değil, Sen Olduğun İçin Seviyorum”
    • Evdeki “OHAL” Durumunu Kaldırmak: Normalleşme
  • Pratik Çözüm Stratejileri
    • Nefes ve Gevşeme Egzersizleri ile Bedeni Sakinleştirmek
    • H3: Uyku ve Beslenme Düzeninin Kaygı Üzerindeki Etkisi
    • Felaket Senaryoları Yerine Gerçekçi Hedefler Koymak
  • Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
    • Performans Kaygısı ve Öğrenci Koçluğu Desteği
    • Psikolojik Destek Gerektiren Kırmızı Çizgiler
  • Sınavlar Geçer, Çocuğunuzla İlişkiniz Bakidir
    • Geleceğe Sağlam Adımlar Atmak
    • 📚 Kaynakça ve İleri Okuma

Sınav Kaygısı – Sınav, Bir “Son” mu Yoksa Bir “Süreç” mi?

Modern eğitim sisteminin getirdiği rekabet ortamı, sınavları bir “ölçme aracı” olmaktan çıkarıp, adeta bir “varoluş mücadelesine” dönüştürmüş durumda. Çocuklar ve gençler, sınavı sadece akademik bilgilerinin test edildiği bir kağıt parçası olarak değil; kişiliklerinin, zekalarının ve hatta aileleri tarafından ne kadar sevileceklerinin bir ölçütü olarak algılayabiliyorlar. Bu algı hatası, yönetilebilir bir stresi, baş edilmesi imkansız bir kaygı bozukluğuna dönüştüren temel faktördür. Ebeveyn olarak ilk görevimiz, sınavın “hayatın sonu” veya “tek başarı kriteri” olmadığı gerçeğini, kendi tutumlarımızla çocuğa hissettirmektir.

Başarı Odaklı Toplumda Çocuk Olmak

“Komşunun çocuğu kaç puan almış?”, “Bu netlerle iyi bir liseye giremezsin” cümleleri, toplumumuzun başarı odaklı yapısının birer yansımasıdır. Çocuklar, çok erken yaşlardan itibaren “yarış atı” metaforuyla büyütülmekte ve sürekli başkalarıyla kıyaslanmaktadır. Bu toplumsal baskı, çocuğun kendi potansiyelini keşfetmesine engel olurken, motivasyonunu da dış kaynaklı (aile onayı, statü) hale getirir. Oysa sağlıklı bir başarı, içsel motivasyonla; yani merak, öğrenme isteği ve kişisel gelişim arzusuyla mümkündür.

Kaygı Her Zaman Kötü müdür? (Optimum Kaygı Düzeyi)

Ebeveynlerin sıkça düştüğü bir yanılgı, kaygının tamamen yok edilmesi gereken bir düşman olduğudur. Bilimsel olarak bu doğru değildir. Yerkes-Dodson Yasası’na göre, performans ile uyarılma (kaygı) arasında ters U şeklinde bir ilişki vardır.

  • Düşük Kaygı: Motivasyon eksikliği ve rehavet yaratır (“Nasılsa hallederim” veya “Umurumda değil”).

  • Yüksek Kaygı: Odaklanmayı bozar, panik yaratır ve bildiklerini unutturur (Blokaj).

  • Optimum Kaygı: İdeal seviyedeki bu kaygı, öğrenciyi uyanık tutar, odaklanmasını sağlar ve ders çalışma disiplini için gerekli olan “itici gücü” oluşturur. Hedefimiz çocuğun kaygısını sıfırlamak değil; onu “felç eden” panik düzeyinden, “harekete geçiren” optimum düzeye çekmektir.

cocuklarda sinav kaygisi 02Sınav Kaygısının Anatomisi: Çocuğunuz Ne Hissediyor?

Bir sorunu çözmenin ilk adımı, onu tanımaktır. Çocuğunuz “Ben iyiyim” dese bile, bedeni ve davranışları yardım çığlığı atıyor olabilir. Sınav kaygısı, sadece zihinde yaşanan bir korku değildir; tüm organizmayı etkileyen bütünsel bir tepkidir.

Fiziksel Sinyaller: Karın Ağrıları, Mide Bulantıları ve Uyku Sorunları

Sınav sabahları yaşanan “karon ağrıları” veya “mide bulantıları” genellikle numara yapmak değildir. Beyin yoğun stres altındayken, vücudu “savaş veya kaç” moduna sokar. Kan akışı hayati organlara ve kaslara yönelirken, sindirim sistemi yavaşlar. Bu da psikosomatik belirtiler dediğimiz karın ağrısı, kusma hissi, baş dönmesi veya kalp çarpıntısı olarak kendini gösterir. Ayrıca uyku düzenindeki bozulmalar (uykuya dalamama, sık uyanma veya kabus görme), kaygılı bir zihnin en belirgin işaretleridir. Ebeveynler bu belirtileri “okuldan kaçmak için bahane” olarak değil, fizyolojik bir stres tepkisi olarak okumalıdır.

Zihinsel Blokaj: “Bildiğim Her Şeyi Unutacağım” Korkusu

Öğrencilerin en büyük kabusu, sınav kağıdı önüne geldiğinde zihninin bembeyaz olmasıdır (Blackout). Yüksek kaygı anında beynin duygusal merkezi olan Amigdala o kadar aktif hale gelir ki, mantıklı düşünme ve hafıza merkezi olan Prefrontal Korteks ve Hipokampüs geçici olarak devre dışı kalır. Çocuk, evde sular seller gibi bildiği konuyu, sınav anında veya denemede hatırlayamaz. Sınavdan çıktıktan ve sakinleştikten sonra ise cevaplar aklına gelir. Bu durum bilgi eksikliği değil, “bilgiye erişim hatası”dır.

Davranışsal Kaçış: Ders Çalışmayı Erteleme ve Bahaneler

Belki de ebeveynleri en çok kızdıran durum budur: “Sınavın var ama sen hala ders çalışmıyorsun!” Sınav kaygısı yaşayan pek çok çocuk, başarısızlık korkusuyla yüzleşmemek için ders çalışmayı sürekli erteler (Procrastination). Bu bir tembellik değil, bir savunma mekanizmasıdır. Çocuk bilinçaltında şu denklemi kurar: “Eğer çalışıp başarısız olursam bu benim yetersizliğimdir. Ama çalışmazsam ve başarısız olursam, sebebim ‘çalışmamış olmak’ olur.” Yani çalışmamak, çocuğun benliğini “yetersiz hissetmekten” koruyan bir kalkan haline gelir.

Ebeveyn Tuzakları: İyilik Yapayım Derken Zarar Vermek

Hiçbir ebeveyn sabah uyanıp “Bugün çocuğumun kaygısını artırayım, ona zarar vereyim” demez. Tam aksine, yapılan hataların çoğu aşırı koruma içgüdüsü, iyi niyet ve çocuğun geleceği için duyulan endişeden kaynaklanır. Ancak sınav sürecinde ebeveynin niyeti değil, çocuğun bu davranışı nasıl algıladığı önemlidir. Bazen bir teşvik sözcüğü, çocukta bir “yetersizlik” hissi yaratabilir; bazen de koruyucu bir tutum, çocuğun özgüvenini zedeleyebilir. İşte sınav maratonunda en sık düşülen ebeveyn tuzakları:

“Sen Zekisin, Yaparsın” Baskısı ve Mükemmeliyetçilik

İlk bakışta çocuğa “Sen çok zekisin”, “Kapasiten çok yüksek”, “Sen halledersin” demek harika bir motivasyon gibi görünebilir. Ancak psikolojik araştırmalar bunun tam tersini göstermektedir. Çocuğun zekasına veya doğuştan gelen yeteneğine yapılan övgü, onda gizli bir “imajı koruma kaygısı” yaratır.

Çocuk şöyle düşünmeye başlar: “Babam/Annem beni zeki olduğum için seviyor ve bana güveniyor. Eğer sınavda başarısız olursam, sadece sınavı kaybetmiş olmayacağım; aynı zamanda ‘zeki çocuk’ unvanımı da kaybedeceğim.” Bu düşünce yapısı, mükemmeliyetçiliği tetikler. Mükemmeliyetçi çocuklar, hata yapmaktan o kadar korkarlar ki, potansiyellerini sergilemekten çekinirler (Ya hep ya hiç yasası). Doğru yaklaşım, zekayı değil, çabayı övmektir. “Zekisin” yerine “Bu konu üzerinde ne kadar çok emek verdiğini görüyorum” demek, çocuğun kontrol edebileceği bir alan (çaba) üzerine odaklanmasını sağlar.

Kıyaslama Hatası: “Komşunun Çocuğu” Sendromu

Türk aile yapısının klasikleşmiş sorunlarından biri olan “kıyaslama”, motivasyonun en büyük katilidir. “Ayşe teyzenin oğlu günde 500 soru çözüyormuş”, “Kuzenin fen lisesini kazandı, senin ne eksiğin var?” gibi cümleler, çocukta rekabet duygusu değil, öfke ve yetersizlik duygusu uyandırır.

Her çocuk parmak izi gibi benzersizdir; öğrenme hızı, ilgi alanları ve stres toleransı farklıdır. Çocuğunuzu başkalarıyla kıyasladığınızda, ona şu bilinçaltı mesajını verirsiniz: “Sen olduğun halinle yeterli değilsin, ancak başkaları gibi olursan değerli olabilirsin.” Bu durum, çocuğun ebeveynine karşı duygusal bir duvar örmesine ve “Ne yaparsam yapayım onlara yaranamıyorum” diyerek mücadeleyi bırakmasına (öğrenilmiş çaresizlik) neden olabilir. Referans noktası asla “başkaları” değil, çocuğun kendi “dünkü hali” olmalıdır.

Ebeveynin Kendi Kaygısını Çocuğa Yansıtması (Ayna Nöronlar)

Çocuklar, ebeveynlerinin söylediklerinden çok hissettiklerini anlarlar. Beynimizde bulunan Ayna Nöronlar (Bkz: Ayna Nöronlar – Vikipedi), karşımızdaki kişinin duygusunu kopyalamamızı sağlar. Eğer siz ebeveyn olarak sınav hakkında konuşurken ses tonunuz geriliyorsa, yüz ifadeniz endişeliyse veya “Ya kazanamazsa?” korkusunu içinizde taşıyorsanız, çocuğunuz bu duyguyu bir virüs gibi kapar.

Siz sözlü olarak “Sakin ol oğlum/kızım, dünyanın sonu değil” derken, beden diliniz “Bu sınav hayat memat meselesi” diye bağırıyorsa, çocuk beden dilinize inanır. Kaygılı bir ebeveynin sakin bir çocuğu olması neredeyse imkansızdır. Bu nedenle sınav süreci, aslında önce ebeveynin kendi kaygısını yönetmeyi öğrenmesi gereken bir süreçtir. Uçaklardaki oksijen maskesi kuralı burada da geçerlidir: Önce maskeyi kendinize (kendi kaygınıza), sonra çocuğunuza takmalısınız.

Doğru İletişim Dili: Motive Edici Ebeveynlik

Sınav hazırlık süreci, ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin test edildiği bir dönemdir. Çoğu ebeveyn, “Ders çalış” demenin bir motivasyon olduğunu düşünür; oysa bu cümle ergen beyninde genellikle bir “dikte” veya “eleştiri” olarak algılanır ve direnç yaratır. Motive edici ebeveynlik, komut vermek değil, çocuğun içsel motivasyonunu ateşleyecek bir “yol arkadaşlığı” yapmaktır. Bu dönemde kullanacağınız dil, çocuğunuzun sınav sonucunu değiştirmeyebilir ama sınav sürecini nasıl hatırlayacağını ve sizinle olan ilişkisini kökten değiştirecektir.

Sonuç Değil, Süreç Odaklı Takdir (“Notun Kaç?” yerine “Bugün Ne Öğrendin?”)

Okuldan veya dershaneden gelen çocuğa kapıda sorulan ilk soru genellikle “Deneme nasıl geçti, kaç netin var?” olur. Bu soru, çocuğa bilinçaltında şu mesajı verir: “Benim için önemli olan senin ne hissettiğin veya ne kadar çabaladığın değil, eline geçen sayısal sonuçtur.” Sonuç odaklı yaklaşım, kaygıyı besler; çünkü sonuç her zaman çocuğun tam kontrolünde değildir (sınav zor olabilir, şanssızlık olabilir).

Bunun yerine süreç odaklı sorular sormak, odak noktasını “kontrol edilebilir” alana çeker.

  • Yanlış: “Matematikten kaç yanlışın çıktı?“

  • Doğru: “Bugün matematikte seni en çok zorlayan konu neydi? Bunun üzerine nasıl gitmeyi düşünüyorsun?“

  • Yanlış: “Bu puanla fen lisesi gelmez.“

  • Doğru: “Geçen haftaya göre çalışma düzeninde bir ilerleme görüyorum, bu çabanın karşılığını alacağına inanıyorum.“

Süreci takdir etmek, çocuğa “Görülüyorum ve çabam değerli” hissini verir. Carol Dweck’in “Gelişim Zihniyeti” (Growth Mindset) teorisine göre, çabası övülen çocuklar zorluklar karşısında daha dayanıklı olurken, zekası veya sonucu övülen çocuklar ilk başarısızlıkta pes etmeye meyillidir.

Koşulsuz Sevgi Mesajı: “Seni Başarın İçin Değil, Sen Olduğun İçin Seviyorum”

Bir çocuğun en derin korkusu sınavda başarısız olmak değil, başarısız olursa “ailesinin gözünden düşmektir”. Birçok çocuk, ebeveynlerinin sevgisinin başarıya endeksli olduğunu hisseder. “Kazanırsan seni ödüllendiririm, kazanamazsan hayal kırıklığına uğrarım” yaklaşımı, sevgiyi bir “pazarlık nesnesi” haline getirir.

Çocuğunuzun duymaya en çok ihtiyaç duyduğu şey, sınav kağıdından bağımsız bir kabuldür. Ona şu mesajı sözlü ve sözsüz olarak sık sık vermelisiniz: “Bu sınav senin zekanı veya kişiliğini ölçmüyor, sadece o anki bilgini ölçüyor. Sonuç ne olursa olsun sen bizim evladımızsın ve biz seninle gurur duyuyoruz.” Bu cümle bir “rehavet” yaratmaz; tam tersine çocuğun sırtındaki “ailesini mahcup etme” yükünü alarak, sadece önündeki sorulara odaklanmasını sağlar. Güvende hisseden beyin, her zaman daha iyi öğrenir.

Evdeki “OHAL” Durumunu Kaldırmak: Normalleşme

Sınav senesi geldiğinde birçok evde “Olağanüstü Hal” (OHAL) ilan edilir. Televizyon açılmaz, misafir kabul edilmez, evde fısıltıyla konuşulur ve tüm hayat “sınav” ekseninde döner. Ebeveynler bunu çocuğun dikkatini dağıtmamak için yapsa da, bu durum evde boğucu bir atmosfer yaratır. Evin her köşesine sinen bu gerginlik, çocuğa sürekli “Çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıyasın, hata yapma lüksün yok” mesajını verir.

Sınav, hayatın merkezine değil, akışına yerleşmelidir. Evdeki rutinler mümkün olduğunca devam etmelidir. Akşam yemeklerinde sadece derslerden veya netlerden konuşulmamalı; güncel olaylardan, spordan veya sanattan bahsedilmelidir. Evde mizahın, kahkahanın ve “sınavsız sohbetlerin” olması, çocuğun zihnini dinlendirir. Unutmayın, çocuğunuzun 7/24 ders çalışan bir makineye değil, arada nefes alan mutlu bir birey olmaya ihtiyacı vardır. Normalleşen ev ortamı, kaygıyı da normal seviyelere çeker.

Pratik Çözüm Stratejileri

Kaygı, soyut bir duygu gibi görünse de bedende somut tepkilerle yaşanır. Kalp atışı hızlanır, eller terler ve nefes sıklaşır. Beyin bu fiziksel sinyalleri “tehlikedeyiz” olarak yorumlar ve alarm durumuna geçer. Bu döngüyü kırmanın en etkili yolu, bedeni sakinleştirerek beyne “güvendesin” mesajını göndermektir. İşte evde çocuğunuzla birlikte uygulayabileceğiniz, sınav anında cankurtaran görevi görecek stratejiler:

Nefes ve Gevşeme Egzersizleri ile Bedeni Sakinleştirmek

Kaygı anında nefes sığlaşır ve göğüse sıkışır. Bu durum beyne giden oksijen miktarını değiştirerek paniği artırır. Çocuğunuza öğretebileceğiniz en basit ve etkili yöntem **”Diyafram Nefesi”**dir.

licensed image?q=tbn:ANd9GcSXC6NzUnXkkByz9ZGngNZDdZQ1FyzLKFbnXo1m3tAdMNz0zQDsdKut2pokrh7KQ5RuBKBJ3r33 81R6uQdrMaYbSeIHWBdBK G6sEGb4Lv95f79ZI
  • Kutu Nefes Tekniği (Box Breathing): Çocuğunuzla karşılıklı oturup şu ritmi uygulayın:

    1. 4 saniye boyunca burnundan derin nefes al (Karnını şişirerek).

    2. 4 saniye boyunca nefesini tut.

    3. 4 saniye boyunca ağzından yavaşça ver.

    4. 4 saniye bekle ve tekrarla. Bu döngü, Vagus sinirini uyararak kalp atışını yavaşlatır ve parasempatik sinir sistemini (sakinleşme modu) devreye sokar. Bunu sadece sınav anında değil, ders çalışmaya başlamadan önce veya uyumadan önce bir rutin haline getirmek, çocuğun stres yönetimi kaslarını güçlendirir.

H3: Uyku ve Beslenme Düzeninin Kaygı Üzerindeki Etkisi

Sınav hazırlığında en çok ihmal edilen ama başarının %50’sini oluşturan faktör biyolojik dengedir.

  • Uyku: Öğrenilen bilgilerin kalıcı hafızaya kaydedilmesi (konsolidasyon) sadece derin uyku sırasında gerçekleşir. Uykusuz kalan bir öğrencinin odaklanma süresi düşer, tahammülü azalır ve kaygı seviyesi (kortizol hormonu) artar. “Daha çok çalışmak için uykudan çalmak”, patlak lastikle araba sürmeye benzer; verim alamazsınız.

  • Beslenme: Kan şekerindeki ani dalgalanmalar, duygu durumunu doğrudan etkiler. Aşırı şekerli gıdalar veya yoğun kafein tüketimi, başlangıçta enerji verse de sonrasında ani bir çöküşe ve sinirliliğe neden olur. Sınav döneminde B vitaminleri, Omega-3 ve tam tahıllı gıdalar açısından zengin, dengeli bir beslenme düzeni, zihinsel berraklığı artırır.

Felaket Senaryoları Yerine Gerçekçi Hedefler Koymak

Kaygılı çocuklar genellikle zihinlerinde “felaket senaryoları” yazarlar: “Ya sınavda her şeyi unutursam?”, “Ya hiç yapamazsam?”, “Ya hayatım kararırsa?” Bu düşünceler, dağılmış ve yönetilemez bir korku yumağı yaratır. Ebeveyn olarak göreviniz, bu senaryoları “rasyonalize” etmektir.

  • Bilişsel Çerçeveleme: Çocuğunuza “En kötü ne olabilir?” sorusunu sorun ve cevabı birlikte analiz edin. “İstediğin lise olmazsa ne olur? B planımız ne? C planımız ne?” Alternatiflerin olduğunu görmek, sınavı bir “ölüm-kalım” meselesi olmaktan çıkarır.

  • Küçük Hedefler: “LGS’yi kazanmak” devasa ve korkutucu bir hedeftir. Ancak “Bugün matematikten üslü sayılar konusunu bitirmek” yönetilebilir ve ulaşılabilir bir hedeftir. Çocuğunuzun hedeflerini parçalara bölmesine yardım edin. Her küçük başarı, “yapabiliyorum” inancını besleyerek kaygıyı azaltır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Bazen ebeveynin tüm çabasına, sevgisine ve doğru iletişimine rağmen kaygı yönetilebilir sınırların dışına taşabilir. Bu noktada “zamanla geçer” diyerek beklemek veya çocuğu zorlamak, sorunu kronikleştirmekten başka bir işe yaramaz. Profesyonel destek almak bir zayıflık göstergesi değil, çocuğunuzun geleceğine yapılan bilinçli bir müdahaledir. Peki, sınır nerede başlar?

Performans Kaygısı ve Öğrenci Koçluğu Desteği

Eğer çocuğunuzun sorunu “bilgi eksikliği” değil, “süreci yönetememek” ise; yani zamanı yetiştiremiyor, çalışma programına uyamıyor veya potansiyeli olduğu halde odaklanma sorunu yaşıyorsa, ihtiyacı olan şey Öğrenci Koçluğu desteğidir. Öğrenci koçu, çocuğun yol haritasını çizer, güçlü ve zayıf yönlerini analiz eder ve ona özel çalışma stratejileri geliştirir. Bu destek, ebeveyn ile çocuk arasındaki “ders çalış” çatışmasını ortadan kaldırarak ilişkiyi korur ve sorumluluğu profesyonel bir üçüncü göze devreder.

Psikolojik Destek Gerektiren Kırmızı Çizgiler

Eğer sınav kaygısı çocuğun günlük işlevselliğini tamamen bozuyorsa, kırmızı çizgiler aşılmış demektir. Şu belirtiler acil klinik müdahale gerektirir:

  • Panik Ataklar: Nefes alamama, kalp krizi geçiriyormuş hissi, titreme nöbetleri.

  • Yeme Bozuklukları: Aşırı yeme veya iştahın tamamen kesilmesi, ciddi kilo kaybı.

  • Depresif Belirtiler: Sürekli mutsuzluk, odadan hiç çıkmama, hayattan zevk alamama ve “artık yaşamak istemiyorum” gibi söylemler.

  • Psikosomatik Ağrılar: Tıbbi bir nedeni olmayan kronik baş ve mide ağrıları. Bu durumlarda bir Klinik Psikolog veya Psikiyatrist işbirliği ile kaygı bozukluğu tedavisi (terapi) uygulanmalıdır.

Sınavlar Geçer, Çocuğunuzla İlişkiniz Bakidir

Sevgili anne babalar; önünüzdeki bu sınav maratonu, hayatın sadece küçük bir kesitidir. Yıllar sonra çocuğunuz sınavdan aldığı puanı veya çözdüğü soru sayısını hatırlamayacaktır. Ancak o zorlu gecelerde ona bir bardak süt götürdüğünüzde hissettiği şefkati, başarısız olduğunda omzuna dokunup “yanındayım” dediğinizdeki güveni ve sizin gözlerinizdeki koşulsuz sevgiyi asla unutmayacaktır.

Geleceğe Sağlam Adımlar Atmak

LGS veya YKS, bir zeka testi değil, bir sıralama sınavıdır. Çocuğunuzun değeri, bu sıralamadaki yeriyle ölçülemez. Asıl başarı, bu süreci ruh sağlığını koruyarak, sorumluluk bilinci kazanarak ve ailesiyle bağlarını güçlendirerek tamamlamasıdır. Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük hediye, ona “Sınav senin hayatının sadece bir parçası, tamamı değil” perspektifini kazandırmaktır. Unutmayın, mutlu ve özgüvenli bir çocuk, her puanın telafisini hayatta mutlaka yapar.


📚 Kaynakça ve İleri Okuma

Bu makalede ele alınan kavramlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için aşağıdaki kaynaklara göz atabilirsiniz:

  1. Optimum Kaygı (Yerkes-Dodson Yasası): Kaygı ve performans arasındaki ilişkinin bilimsel temeli için:

    • 🔗 Yerkes-Dodson Yasası – Vikipedi (İngilizce/Türkçe Çeviri)

  2. Stres Hormonu: Kaygı anında vücudumuzda neler olduğunu anlamak için:

    • 🔗 Kortizol – Vikipedi (Türkçe)

  3. MEB Rehberlik: Sınav kaygısı ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nın veli bilgilendirme kitapçıkları:

    • 🔗 MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Önceki

İlgili Yazılar

Çocuklarda Öfke Problemi ve Başa Çıkma Yolları
Çocuklarda Öfke Problemi ve Başa Çıkma Yolları
20 Haziran 2025

Çocuğunuz sık sık öfkeleniyor ve kendini ifade edemiyor mu? Öfke probleminin...

daha fazla bilgi edin
Çocuklar ve Ergenler İçin Zorbalıkla Başa Çıkma Stratejileri
Çocuklar ve Ergenler İçin Zorbalıkla Başa Çıkma Stratejileri
25 Ağustos 2025

Çocuklar ve Ergenler İçin Zorbalıkla Başa Çıkma Stratejileri İle Birlikte Çok...

daha fazla bilgi edin
Ergenlerde Ekran Bağımlılığı ve Sosyal İzolasyon
Ergenlerde Ekran Bağımlılığı ve Sosyal İzolasyon
26 Ocak 2026

Bu yazımızda, ekran bağımlılığının biyolojik temellerinden başlayarak, bu...

daha fazla bilgi edin
Ergenlerde Sosyal Kaygı ile Baş Etme Yolları
Ergenlerde Sosyal Kaygı ile Baş Etme Yolları
10 Temmuz 2025

Geçtiğimiz yazımızda, Çocuklarda Tik Bozuklukları ve Duygusal Sebepleri başlığı...

daha fazla bilgi edin
Bakırköy & Ataköy Psikolog - Aslıhan Bereketoğlu

Aslıhan Bereketoğlu, 2015 yılında Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra, Marmara Üniversitesi’nde 300 saat teorik ders, 120 saat uygulama ve 30 saatlik süper vizyon eğitimini içeren 450 saatlik “Aile Danışmanlığı” sertifika programını başarı ile tamamladı ve “Aile Danışmanı” ünvanı kazandı.

2016 yılında Uzmanlığını tamamlamak üzere Arel Üniversitesi “Klinik Psikoloji” yüksek lisans eğitimini aldı ve 2016 yılında Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ nde psikolog olarak çalıştı.

Devamını Okuyun…

Hizmetlerimiz

  • Ergen Terapisi
  • Bireysel Terapi
  • Çocuk Terapisi
  • Aile ve Çift Terapisi
  • Evlilik Öncesi Danışmanlık
  • Evlilik Danışmanlığı ve İlişki Terapisi

İletişim

Ataköy 7-8-9. Kısım Mah. Çobançeşme E-5 Yanyol, (yenibosna metrobüs durağındaki airport avm sağındaki bloklardayız) Nivo Ataköy Rezidans, Bakırköy – İstanbul

[email protected]

0544 415 02 15

Aslıhan Bereketoğlu © 2025

whatsapp-logo
Aslıhan Bereketoğlu | Niltist tarafından desteklenmektedir.